Turkey

Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 9 Ekim Çarşamba günü Kuzey Suriye'ye yönelik bir işgal harekatı başlattı.

Bu işgal harekatı Suriyeli Kürtlerin siyasi, kültürel ve ekonomik haklarını yok etme girişimidir. 

Bu girişiminin bir numaralı askeri gücü Türk Silahlı Kuvvetleri olurken ikincisi de "Suriye Milli Ordusu" adı altında bir araya getirilen İslamist çete guruplarıdır.

Erdoğan bu operasyon ile bir yandan Kürtleri yok etmek isterken diğer yandan İSİS'e alan açıyor, ortam hazırlıyor. 

Bu, uluslararası antlaşmalara ters düşen yasadışı bir savaştır.

Placheolder image

İçerik sayfasına geri dön

Hilal Demir ve Ferda Ülker

“Şiddetsizlik sadece şiddetin yokluğuyla açıklanamaz”

Militarizm ve patriyarka Türk kültüründe derin bir şekilde kökleşmiştir. Şimdilerde, güneydoğudaki Kürtlere yönelik etnik ayrımcılık, resmi olarak ‘terörizme karşı savaş’ olarak tanımlanmaktadır. Militarizmi sorgulamayla ilgili herhangi bir girişim devlete ihanet olarak tanımlanmaktadır. Şiddetin negatif sonuçlarından olumsuz etkilenenler çoğunlukla kadınlar, çocuklar ve yaşlılar ve ayrıca dini, etnik ve siyası azınlıklar oluyor. Şiddet, Türk toplumunda öylesine içşelleştirilmiştir ki, normal olarak hiyerarşiyi sorgulayan, özgürlük ve eşitliği destekleyenler içinde alternatif perspektifler düşünülemez hale gelmiştir. Ordunun etkileri, aşağıdaki örneklerde görülebilir: Sadece askerliğini yaptıktan sonra, bir erkek gerçek bir erkek sayılır. Milli Güvenlik Konseyi (Genelkurmay Başkanı dahil), 1997’de, seçimlerin galibinin hükümet kurmasına engel oldu. (post-modern darbe) Ekonomik güç- Türk ordusunun finansal hizmet şirketi OYAK Türkiye’deki en güçlü yatırımcılardan biridir. Kişilerin güveni - kamuoyu anketleri , kişilerin en güvendikleri kurumun ordu olduğunu gösyeriyor.

Osmanlı İmparatorluğu yıkıldıktan sonra, Mustafa Kemal yönetimindeki ordu, 1923’te Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdu. Ceza kanununda belirtildiği gibi, güçlü bir ordunun varlığı ve milletin bölünmezliği inancıyla Kemalist ilkeler ana ilke olarak benimsendi. Bunlar saldırgan davranışları körükleyecek nitelikte. Çok az insan, kadınlar üzerindeki erkek egemenliğini bir sorun olarak gördü ve fiziksel şiddet ezilenler, hapistekiler ve aile içinde geniş ölçekte kabul edildi.

Başlangıç

Şiddetsizlik kavramı ilk olarak 1992’de İzmir Savaş Karşıtları Derneği’nin ilkelerinde kullanıldı. Dernek bünyesinde, şiddetsizlik her zaman bir tartışma konusu oldu- özellikle şiddet kültüründe şiddetsiz bir şekilde yaşamak için nasıl pratik yollar bulunabileceği hakkında tartışıldı. Şiddetsizlik antremanı ilk olarak hapishane ziyaretleri için kendimizi hazırlarken- grup üyesi Osman Murat Ülke vicdani retten dolayı hapse atılınca - kullandık. Başlangıçta, dışardan hiç kimse şiddetsizliği tartışmak için bize yaklaşmadı. Ancak şimdilerde, Savaş Karşıtları Derneği üyelerinin burn-out yaşamaları sonucu 2001’de kapanmasına rağmen kavrama olan ilgi artmış bulunmakta.

İzmir Savaş Karşıtları Derneği’nin şiddetsizliğe taahhhütü bizi diğer sol -bizim yaklaşımımızı ciddiye almayan ve şiddetsizliği zayıf ve etkisiz bulan - gruplarla keskin bir zıtlığa götürdü. Antimilitarist, anarşist ve feminist aktivistlere dahil olduk. Belki de şiddetsizliği en büyük sahiplenme- yeni yeni yapılanmaya başlayan Lezbien-Gay-Biseksüel ve Transeksüel hareketten geldi ve böylelikle şiddetsiz yöntemleri kullanmaya başladılar.

Siyasi ortaklıklar devam ederken, en başarılı etkileşim kadın hareketiyle olandı. İlk başladığımızda, “Antimilitarist Feministler” olarak tanımladığımız diğer kadın gruplarına ulaşmaya çalışan feminist ve antimilitarist bir kadın grubu oluşturduk. İlk başlardaki kimi hayal kırıklıklarına rağmen, pek çok bağımsız kadına ulaştık ve kadın kuruluşlarıyla antremanlar düzenlemeye başladık. Davranıştaki bu değişiklik, kadın hareketindeki değişim/dönüşümle ilgiliydi- özellikle geleneksel sol çizgiler yerine kimi şeyleri kendilerinin yapmaları yönünde bir istekle ilgiliydi. Şiddeti sorgulamak kadınlar için bir öncelik haline geldi ve şiddetsizlik bir karşılık sunar gibiydi. Daha fazla kadın kişisel güçlenmeyi aradıkça, kadnlarla ve kadın gruplarıyla dayanışmamız kuvvetlendi.

En yakın siyasi grup vicdani ret hareketiydi çünkü şiddetsizliği destekleyen aktivistlerin çabalarıyla inşa edilmişti. Bu ortaklık hala devam etse de, bana göre vicdani ret hareketinin içinde şiddetsizlik tartışmalarını daha az etkili hale getiren bireysel bir grev var. Çoğu Türk vicdani retçi total retçi olmasına rağmen (orduyu ve herhangi sivil alternatifi red), - özellikle Kürt hareketinden ve sol gruplardan gelen destekten dolayı - hareketin şiddetsizliğe yönelik tavrı bazen kaçamakça oluyor.

İzmir Şiddetsizlik Antrenörleri İnisiyatifi

İzmir Şiddetsizlik Antrenörleri İnisiyatifi, diğer başka kişilerin desteği ile İzmir Savaş Karşıtları Derneği’nin bir parçası olarak kuruldu. Ayrıca, Nisan 1996’da, Foça’da organize edilen antrenörler için uluslararası antrenman olan Kurve Wustrow’daki antremanları ve 1998’den 2001’e kadar İzmir’de yaşayan iki alman antrenörün girişimleriyle bu çalışma çıktı ve Alman antrenörlerle kurulan ortaklık sayesinde kalitesi arttı. İzmir Savaş Karşıtları Derneği Aralık 2001’de kapandığında, inisiyatif çalışmalarına devam etti. İzmir’de ve bizim davet edildiğimiz ülkenin herhangi bir yerinde - Güney Doğu Anadolu kriz bölgesi olan Diyarbakır da dahil - antrenman çalışmaları organize etmeye devam edildi. Bazen, yarı zamanlı bir koordinatöre ödeme yapabilecek kadar paramız olsa da şu anda, genelde gönüllü olarak çalışan ve sadece yolculuk harcamalarını alan dört kadından ve bir erkekten oluşan beş antrenör var. Haziran 2006’da, ülkenin her tarafından gelen ve 20 katılımcıdan oluşan antrenörler için antremana başladık.

İzmir Şiddetsizlik Antrenörleri İnisiyatifi’nin amacı, militarizme, milliyetçiliğe, hiyerarşi ve patriyarkaya alternatif olarak, şiddetsiz ilkeleri ve yapıları inşa etmek ve geliştirmektir. Kamu faaliyetlerimiz şiddetsizlik ve vicdani ret üzerine gösteriler ve seminerler organize etmekle ve ayrıca broşür yayımlamak ve uluslararası birliktelik aramakla başladı. Polis, yayın aşamasındaki pek çok çalışmamıza el koydu. Antreman sahalarında grup, parlemento dışı gruplardan, insan hakları, kadın ve lgbtt gruplarından ve partilerden aktivistlerle çalıştı. Ayrıca, insan hakları konularında hukukçuları ve polisleri eğitmek için İzmir Hukuk Barosunun İnsan Hakları Merkezi ile birliktelik kurdular. Genel olrak, antremanlarımızda tartışılan konular, halk ve muhalif siyasi çalışmalar için hiyerarşik olmayan yapılar oluşturmak, ortak karar alma, toplumdaki (aileden başlayan) militarist yapılar ve şiddetsiz alternatifler olarak sıralanabilir. Bireysel davranışlar ve katılımcıların eylemleri bizim atölyelerimizin en temel ve merkezi noktasını oluşturuyor. Çalışmalarımızda, şiddetsizlik ve şiddetsiz eylemler üzerine teorik analizler ve pratik deneyimler üzerine çalışıyoruz. (Thoreau ve Gandhi’yle başlayan ve bugünün örnekleriyle devam eden). Augusto Boal’ın Ezilenler tiyatrosunu ve Gene Sharp’ın şiddetsizlik stratejilerinde, şiddetsizliğe anarşist yaklaşımlar konusundaki çalışmaları çalışmalarımızda kullandık.

Grubumuz, her çeşit eşitsizliği, ayrımcılığı, dolayısıyla şiddeti ortadan kaldırmanın mümkün olduğuna, toplumsal ve siyasi değişim için şiddetsiz eylemler geliştirmeye inanıyor. Dolayısıyla grubumuz, “şiddetsizlik, gelecekte başarılacak olan bir düş değil, o amaca giden yolun kendisidir” ilkesiyle, herkese nötr görünen gündelik hayat deneyimlerini sorgulamaya başlar. Yaklaşık olarak 10 yıldır grubumuz, hayata yönelik bir tavır olarak, bir hayat ilkesi geliştiriyormuşuz gibi şiddetsizliğin anlamını ve yöntemini öğreniyor, deneyimliyor ve öğretiyor.

İlk olarak, çeşitli kurumlara ve kendi gündemlerinde şiddeti sorgulayan bireysel aktivistlere bir günlük giriş antremanları verdik. İkinci olarak, gruplar tarafından talep edilen ve ihtiyaçlarına göre şekillenen “konu temelli antrenmanlar” – önyargı, çatışkı çözümlemesi, iletişim, cinsiyetçilik gibi konuları içeren- antrenmanlar verdik.

Üçüncü olarak, daha önceki iki antremanı alan ve antremanlarda kendini daha da geliştirmek isteyen seçili bireylere bir haftalık yoğun “antrenörler için antreman” sunduk. 2002’den beri kadınlarla, lgbt bireylerle, insan haklarıyla ekoloji, barış ve antimilitarizmle çalışan çeşitli gruplarla İzmir, Ankara, Antalya, Adana ve Diyarbakırda antremanların birinci ve ikinci kısımlarını yaptık. Antremanlara katılan ve antrenör olmak isteyenler, çok önceden şiddetsizliği sorgulamaya başlayanlar ve şiddetsizlik yöntemlerini kurumlarına ve bireysel eylemlerine dahil etmeye çalışan kişilerdi. Ancak, bu kişiler Diyarbakır örneğinde olduğu gibi şiddetsiz eylem hakkında bilgi ve deneyim eksikleri olduğunu söylediler. Diyarbakır’da bu durum, ana aktiviteleri için (namus cinayetleri, kadına karşı şiddet v.s) şiddetsiz çözümler geliştirme ihtiyacı olarak ortaya çıkmıştı.

Sonraki problemlerinde yeni çözümler yaratabilmek için şiddetsizlik konusunda kapasitelerini geliştirmeye ve çalışmalarında güçlenmeye ihtiyaçları vardı. ‘Antrenörler antremanı’ antrenman modulü için, düzenli olarak artan talepleri aldıkça, şiddetsizlik antremanlarının üçüncü aşamasının da gerekli olduğu konusunda uzlaştık. Şiddetsizlik antremanlarının bütün ilkelerini bir hafatlık bir antremanda bitirmenin imkansız olduğunun farkındayız. Bu probleme bulduğumuz çözümlerden biri, diyaloga devam etmek, danışma ve geribildirim için ileride görüşme olanaklarını araştırmaktır. Dahası, antreman sırasında, tüm Türkiye’deki antrenörler arasında bir ağ oluşturulacak ve bu ağın kullanılmaya hazır ilkeleri kurulacaktır. Antrenörlerin bu ağ yaklaşımı diyalogumuzun sürdürülebilirliğini sağlayacak, şiddetsizlik antrenörleri arasında bilgi ve deneyim paylaşımı devam edecek ve hem yerelde hem ulusal düzeyde şiddetsiz antremanın yaygınlaştıtılması sağlanacaktır.

Amaçlarımız

Demokrasi kültürünü ve insan haklarını, şiddetsizlik kavramını anlatarak güçlendirmek ve geliştirmek. Hayatın her aşamasında farkındalığı arttıran ve ayrımcılıkla mücadele eden şiddetsizlik kültürünün tohumlarını görebilmek için -Türkiye’de militarist ve patriyarkal bir karaktere sahip olan- şiddet kültürünü sorgulamak. Bir yıllık periyodlar içinde kendi antreman gruplarını eğitebilsinler diye antreman kapasitelerini arttırarak ve pratik deneyim kazandırarak bu amaçlar için çalışan yeni antrenörler yetiştirmek.

Şiddetsiz Kampanyalar

Türkiye’deki şiddetsiz kampanya örneklerine bakıldığında, bu aktivitelerin bütünüyle şiddetsiz bir yolla organize edilmediğini söyleyebiliriz. Şiddetsizlik ana ilkelerden biri olsa da önceki şiddetsiz antremanlarla aktivitler hazırlamak örneğinde görüldüğü gibi, bu kurumların doğrudan şiddetsiz eylem niteliğinden yoksun olduğunu belirtmeliyiz. Bununla ilgili olarak en uzun ses getiren kampanyalardan biri Militurizm Festivali idi. Bu festival, (Uluslar arası Vicdani Retçiler Gününde), farklı şehirlerdeki militarist sembollerin ziyaret edilmesi, vicdani retçilerin deklerasyonları ile her yıl 15 Mayısta yapılıyor. Diğer bir kampanya “Biz Buna karşıyız” kampanyası. Bu kampanya, Türkiye’de devam eden savaşa karşı çıkmayı amaçlamıştır, bu savaş, üç ayda bir kere yapılan ana eylemlerle bütün bir yıla yayılmıştır. Amaç, insanların sokak tiyatrosu gibi şiddetsiz bir yöntemlerle bu savaşa karşı bir ses oluşturmalarını sağlamaktı.

Bir diğer şiddetsiz eylem “Pilav Günü”dür. Bu eylem, hükümet merkezi olan Ankara’da, askeri kışlanın önünde gerçekleştirilmiştir. “Biz varız, biz buradayız”” diyebilmek için orada toplandık. Eylemlerimizde toplumsal rollerimizi yıkan antimilitaristler olarak, grup dayanışmasını arttırmak ve bölünmezliğe bir son demek için pilav sembolünü kullandık. Bu ana eylemlerden başka, kısa dönem siyasi müdahele amaçlarıya küçük organizasyonlar ve eylemler de ayrıca düzenlenmiştir.

Sonsöz

Türkiye’deki kısa şiddetsizlik tarihinde genelde marjinalleştirilmemize ve istediğimiz ölçüde etkili olamamamıza rağmen, kadın hareketi ve LGBT hareketlerin birleştiriciliği sayesinde günden güne daha görünür hale geliyoruz. Bu aynı zamanda, vicdani reddin kamusal alanda tartışılmasıyla da ilintili. Farklı siyasi gruplardan gelen şiddetsiz eğitim ve yöntem uygulamalarıyla ilgili taleplerin artması bu bilgiyi doğrular niteliktedir.

Türkiye hükümeti, barış görüşmelerinin sekteye uğraması ile Ağustos ayı ortasında Kürt nüfusun ağırlıklı olduğu il ve ilçelerde temel hak ve özgürlükleri hukuka aykırı şekilde kısıtlayan bir güvenlik politikasını hayata geçirmeye başladı.

 

2015 Ağustos ayından bu yana Şırnak, Mardin, Diyarbakır, Hakkari ve Muş il ve ilçelerinde uzun sürelerle ve üst üste olarak ilan edilen sokağa çıkma yasakları bazı il ve ilçelerde hala devam ediyor. Bu yasaklar süresince hak ihlallerini tespit etmek isteyen ulusal ya da uluslararası basın-yayın, insan hakları ya da meslek kuruluşları ile parlamento temsilcileri il ve ilçelere alınmadı. Abluka altındaki yerlere zorlukla girebilen az sayıda sivil toplum kuruluşunun hazırladığı raporlarda uzlaşılan tespitlere göre sivil halkın gerek keskin nişancıların, gerekse keyfi bir şekilde kullanılan ağır silahların hedefi haline getirildiği saptanmış durumda.

“Militarizm yaşamlarımızı yok etmeden, biz militarizmi yok edelim” diyen VİCDANİ RETÇİ ALPER SAPAN, SURUÇ SALDIRISINDA KATLEDİLDİ

IŞİD çetelerinin saldırısına karşı aylar boyu direnen Kobanê’nin yeniden inşası için, dün birçok farklı şehirden yola çıkmıştı onlarca genç. Savaşın yıktığı bir şehri yeniden yaratmak, talan edilmiş bir coğrafyada ölüme mahkum edilen çocuklara yaşamı götürmek istemişlerdi.

Ama olmadı. Bitmek bilmeyen savaş politikaları, barış inşa etmek için direnen bu gençlerin tam ortasında bir bomba oldu ve patladı.
Onlarca kişi yaşamını yitirdi, yüzlerce kişi yaralandı.

Yaşamını yitiren gençlerden biri de, 2014 Mayıs’ında “Savaşsız, ulussuz, sınırsız bir dünya için, özgürlük için vicdanımı dinliyor ve askerliği reddediyorum” diyerek vicdani reddini açıklayan Alper Sapan idi.

Alper, yüreğinde yeni bir yaşam, savaşa karşı barış inancıyla düşmüştü Kobanê yoluna. Ama savaş, tam da burada buldu onu; ölmeyi ve öldürmeyi reddeden bir yürek, savaş politikalarıyla patlatılan bir bombayla sustu.

Şimdi, Suruç Katliamı’nın ardından, yüreklerimizdeki kor bizi yakmaya devam ederken, barış inancıyla yola düşmüş ve katledilmiş onlarca genci ve Alper’i, onun yüreğinde taşıdığı yeni dünya hayaliyle uğurluyoruz.

Alper Sapan’ın, 2014 Mayıs’ında açıkladığı vicdani ret metnini, bir kez daha paylaşıyoruz:

“Merhaba, ben Alper Sapan. 19 yaşında bir anarşistim. Devletin adaletsizliğine, sömürüye ve zulme karşıyım. İnsanın insan öldürmesini, şiddeti ve devleti reddediyorum. Kimse için ölmeyecek, öldürmeyecek, kimsenin askeri olmayacağım. Savaşsız, ulussuz, sınırsız bir dünya için, özgürlük için vicdanımı dinliyor ve askerliği reddediyorum.

Militarizm yaşamlarımızı yok etmeden, biz militarizmi yok edelim.”

Vicdani Ret Derneği

ürkiye Cumhuriyeti Devleti ‘nin sürdürdüğü 30 yıllık bir savaşta yitirilen sayısız insanın ardından adına “çözüm süreci” dediği bir süreç başladı. Bu, Kürt hareketiyle diyalog geliştirmek için bir adımdı. 2009 yılında başlatılan bu sürecin, bu coğrafyaya “barış” getireceği beklendi. Ancak devlet, barışı hep silahla, tankla, Roboski’de olduğu gibi bombalarla sağlama refleksinden vazgeçmedi.

Dostlarım;

Kasın 2004 yılında Beşiktepe/Tekirdağ askeri kışlasında vicdani reddimi açıkladım.
 
Vicdani red eylemimin arkasındaki fikri arka planını kısaca şöyle özetleyebilirim;

a-) Türkiye de 25 yıldır PKK ve TSK arasında yaşanan çatışmalı duruma vicdani red tutumum ile “dur” dedim! Vicdani red eylemim ile Türkiye’lilere "askere gitmeyin ve dağa çıkmayın" mesajını verdim.

Placheolder image

İçerik sayfasına geri dön

Hilal Demir ve Ferda Ülker

Augusto Boal’ın iki kitabı Türkçe’ye çevrildi ve çeşitli süreli yayınlar onun çalışmalarını ve “Ezilenlerin Tiyatrosu’nu” tartıştılar. Onun yöntemlerini özellikle ‘heykel tiyatrosu’ ve ‘simultane dramaturji’ yi hem şiddetsizlik antremanlarında hem de kişisel hayatlarımızda kullanıyoruz. Boal’ın teknikleri, kalıplaşmış durumlara karşı basit ve yaratıcı çözümler önerir. Bir kişi, size seks objesi olarak gözlerini diktiğinde, burnunu karıştırmak nasıl bir şey olurdu mesela?

Heykel Tiyatrosu: (Görüntü Tiyatrosu)

Bu yöntem, kavramları açıklamak için beden dilini kullanır. Katılımcılara, bedenlerini heykelleştirmeleri- ya da diğerlerine- bir düşünceyi ifade etmeleri söylenir ve sonra bir heykel ya da görüntü oluşturmak için grup olurlar. Savaş ve barış gibi kavramları - bedenlerin biçimleri ve diğer bedenlerle kurulan ilişki üzerinden savaş dinamiğinin çeşitli çatışkı yönlerini ifade eden savaş heykelleri gibi. Daha sonra, gruba bütün katılımcıların dahil olduğu, bütün grubun yaptığı bir barış heykeli yapmalarını istedik. Son aşamada ise, gruba bütün grup ile oluşturulan bir savaş heykeli yapmalarını ve onu barışa dönüştürerek canlandırmalarını istedik. Bu, “savaş”tan “barış”a geçme sürecinde karşılaşacağımız engelleri tartışacağımız eğlenceli ve aktif bir atmosferi harekete yaratmaya yardımcı oluyor.

Forum tiyatrosu: (ya da eşzamanlı dramatürji)

Değiştirmek ya da engellemek istediğin bir şey üzerine bir senaryo oluşturup bu senaryo üzerinden eylenen yöntemlerden biridir. Sonra bu senaryo yeniden sahneye konulur ama bu sefer seyirciler aktörlere müdahele edebilir veya akışı dondurabilir. Ve karakterlerden birinin farklı şekilde davranabileceği yeni bir öneri getirebilir. Müdahele eden kişilerden biri, o karakterin rolünü alır ve kendi düşüncesini uygulamaya geçiri. Otobüs durağında ve otobüs yolculuğu sırasında, 20 kadın katılımcıyla bir cinsel taciz senaryosu kullanarak bu yöntemi uyguladık. Katılımcılara “tacizi engellemek için o kadın ne yapabilirdi?” diye soruldu ve kendi düşüncelerini test etmek için tacize uğrayan kadının rolünü aldılar. Kişisel olarak hepimiz, bu çalışmadan çıkardığımız sonuçları günlük yaşamlarımızda kullandık ve deneyimlerimizi diğer gruplar ve kişilerle paylaştık.

Görünmez tiyatro:

Sokaklarda ya da böyle bir şeyin beklenmediği başka yerlerdeki performanslardır. Bunu yapmak için İzmir’deki güzel bir yer, özellikle herkesin yoğun olduğu saatlerde, bir feribottur. 25 Kasım’da bir sene- kadına yönelik şiddetle ilgili uluslararası gün- bir kadına taciz eden bir adamı canlandırdık. Grubumuzdaki diğer kişiler, yolcuların arasına karıştılar ve bir tartışma başlattılar- kısa feribot gezisinden sonra erkek tacizcinin bir canlandırma yaptığını ve arkadaşımız olduğunu, bunun gerçek olmadığını, ama bu durumla kadınların günlük hayatlarında sürekli karşılaştıklarını anlattık. Görünmez tiyatrodaki ikinci deneyimimizden sonra, bunu yolcuları basın açıklamamıza davet ederek başka bir seferde yine denedik, ve buna katılan bazı kadınlar iletişim halinde olmak istediler. Bir keresinde çocuk ve şiddetle ilgili bir görünmez tiyatro yaptık, ama bitirdiğimizde bir katılımcı, onun rızası olmadan bu canlandırmayla onu rahatsız ettiğimiz için , bizi protesto etti.

Gazete Tiyatrosu:

Bu yöntem genelde sokak eylemleri sırasında, özellikle basına demeç verirken ya da insan hakları ihlallerini protesto etmek için imza toplarken kullanılır. Bu, bize çevremizdeki insanların ilgisini çekme fırsatı yaratıyor. Gazete eylemlerinden birini yaptığımızda, sıradan bir Türk gazetesi gibi duran kendimize özgü bir gazete yarattık ve bunu halka karşı sahnede okuduk. Bu tekniği, günlük yaşantımız hakkında, hala savaşın olduğu ve medyanın buna yer vermediği ama bunun farkında olmamız gerektiğiyle ilgili toplumun ilgisini çekmek için kullandık.

Başka dillerde daha fazla bilgiye ulaşmak için, şu adrese gidiniz: http://www.theatreoftheoppressed.org/
Subscribe to Turkey